/ Medi Magazin

RÖPORTAJ

Akademisyenlerimizi tanıttığımız köşemizin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı

Röp.: Mete Generaloğlu

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?

Ankara’da 1962 yılında doğdum. İlköğretimi Ankara Kavaklıdere İlkokulunda tamamladım. Orta ve lise öğrenimimi Ankara Kolejinde tamamladıktan sonra 1980 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesine başladım. 1986 yılında mezun oldum. Mezun olur olmaz aynı yıl yine Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında ihtisasa başladım. İhtisasımı tamamladıktan sonra 1991 ve 1992 yılları arasında Kanada’da University of British Columbia’da Vancouver’de üreme tıbbı konusunda üst ihtisas yaptım. 1992 yılında Türkiye’ye tekrar Hacettepe Üniversitesine döndüm. 1995 yılında doçent, 2003 yılında da profesör oldum. Halen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. 2005 yılı mayıs ayından bu yana da kısmi statüde çalışmaya devam ediyorum.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz

Türkiye’de ailelerin bir miktar yönlendirmesi olsa bile esasında ben de bireysel olarak tıp mesleğini bilerek ve isteyerek seçtim. İnsan sevgisi çok egemen ve tabii çok memnunum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Ben kadın doğum uzmanı olarak esasında gerek üniversitede gerekse kısmi statüde çalıştığım merkezimde günlük hayatımın çok büyük bir kısmını gebe kalmada sıkıntı çeken hastalarla uğraşarak geçiriyorum. Dolayısıyla empatisi yüksek bir hekimim. Bu kapsamda gebe kalmakta sıkıntı çeken çiftlerin üzüntüsü gerçekten çok yoğun bir şekilde bize de yansıyor. Yoğun olarak sarf edilen emeklerin sonunda, başarısız tüp bebek uygulamaları bizleri üzüyor. Ayrıca kadın doğum uzmanlığı fiziksel olarak da zorlukları olan bir ihtisas alanıdır. Ama bununla birlikte işini çok seven, işkolik bir insanım.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyen olmak üniversitede olmak demek değildir. Devlet hastanesi, hatta bir özel hastane, hatta kendi başına bir tıp merkezinde çalışan akademik tarafları çok güçlü olan meslektaşlarımız olduğu gibi, üniversite de tam gün çalıştığı halde akademisyen tarafı çok zayıf olan meslektaşlarımız olabilmektedir. Akademisyenliğin en temel özelliği üretmektir. Bu patent sahibi olabilecek yenilikler üretmek olabilirken, saygın dergilerde yapılacak üretim şeklinde de olabilir. Bence üretim akademisyenin bir numaralı başarı kıstaslarından birisi olmalıdır.

Bunun yanı sıra akademisyen klinisyen ise klinik hizmetlerde iyi hekimlik uygulamalarını yapmış olması da önem arz ediyor. İyi hasta ilişkileri, yönetim, dernek fonksiyonlarında başarılı olmak da işin diğer kısımlarını kapsıyor. Üniversitelerde bizler asistan eğitimi de yapmaktayız. Akademisyenin gerek sözlü, gerek hasta uygulamalarında iyi bir rehber olabilecek, model olabilecek şekilde eğitici ve öğretici olması gereklidir diye düşünüyorum.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?

Branşımda özellikle benim yetişmemde, eğitimimde büyük katkıları olan hocalarımız var. Örneğin Hüsnü Kişnişçi hocamızın büyük katkısı olmuştur. Ali Ayhan hocamın, hem kadın doğum eğitimim kapsamında, hem de biraz önce bahsettiğim akademik üretimler kapsamında büyük katkıları olmuştur. Benden iki yaş büyük olmasına karşın Bülent Urman da çok şey öğrendiğim bir ağabeyimdir. Ayrıca Kanada’da üst ihtisas yaparken tanımış olduğum, hayatımda baba, ağabey arasında bir yeri olan Victor Gomel hocayı da özellikle bu kapsamda ifade etmek isterim.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki sağlık ortamında çok önemli problemler olduğunu düşünüyorum. Şu anda sağlık alanında görüş mesafesi fevkalade kısıtlı. Sağlık Bakanlığının yapmakta olduğu düzenlemeler hekimler için gerçekten de son derece sıkıntılı. Kurumlar arasında kaliteyle ilgili, standardizasyonla ilgili çok önemli sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. Ayrıca hekimlerin, kendilerini baskı altında hissettiklerini düşünüyorum. Bizler bunu hak etmiyoruz.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Ben biraz önce bahsettiğim gibi 1991- 92 yılında Vancouver’de üst ihtisasımı yaptım. 2000 yılında da Howard Üniversitesi Hastanelerinde tüp bebek laboratuvarı kaynaklı çalışmalar yaptım. Ben çok laboratuvar ilgisi olan bir klinisyenim. Laboratuvar konusunda da Sağlık Bakanlığının sertifkasyonu kapsamında sertifikalı biriyim.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Kesinlikle isterdim. Yurt dışında yaşamanın da ayrı bir tarafı var. Özellikle Kuzey Amerika’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde. Türkiye’de imkanlar daha kısıtlı.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Ben 1998 yılında bence Türkiye’nin en prestijli ödülü olan TÜBİTAK’ın teşvik ödülünü aldım. Bu ödülü değerlendirirken çok objektif bir son nokta var. Yapmış olduğunuz yurt dışı yayınlara başka yurt dışı dergilerdeki yayınlanmış makalelerin atıflarına göre bir skorlama yapılıyor. Buna göre de bir değerlendirme yapılıyor. 1998’de ben bu ödülü aldım. Aynı ödülün üniversitemdeki karşılığını da 1999 yılında aldım. 70’in üzerinde yurt dışı dergide yayınlanmış makalem var. Bunlara da çok sayıda atıfta bulunulmuştur. Yurt içi dergilerde yayınlanmış makale sayım daha azdır. Ayrıca yurt dışı kitap bölümlerim var.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?

Ben öncelikle şovenist Hacettepeliyim. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinin gerçekten en seçkin tıp fakültelerinden bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Bir Hacettepeli olmaktan da gerçekten gurur duyuyorum. Hacettepe’nin çok önder bir kurum olduğunu düşünüyorum.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?

Anabilim Dalımızda sevsek de, sevmesek de, katılsak da katılmasak da bazen farklı görüşler olabiliyor. Bunu da bir mozayiği parçaları diye değerlendiriyorum. Dolayısıyla farklı görüşlere daima yer olabileceğini düşünüyorum. Önemli olan birlik beraberlik içerisinde olmak. Hele günümüzde, sağlık sektöründe yaşanan olumsuzluklar varken, doktorların elbirliği ile davranması gerektiğini düşünüyorum.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Türkiye koşullarında fazlasıyla evet. Ama yurt dışı koşullarına göre, gelişmekte olan bir ülkenin yaşayanı ve orada mesleğini icra eden birisi olarak elbette hayır.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Hacettepe Üniversitesinde tam gün çalışırken tüp bebek uygulaması yaptığımız, bir dostumuz vardı. Uygulama sonucu gebelik elde edildi. Gebeliğin erken haftalarından itibaren hastanın beşin üzerinde hekim tarafından takibi yapıldı. Gebeliği ikiz gebelik olarak planlanmıştı. Ancak doğum esnasında üçüncü bir bebeği görmek hiç aklımdan çıkmayan enteresan bir anıdır. Bu hasta içinde bizim için de çok büyük bir sürpriz olmuştu.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Düzensiz aralıklarla spor yapabiliyorum. Diyetime dikkat ediyorum. İşkolik, titiz insanlar, işini daha çok önemsiyor. Bende kendimi önemsemeyip işimi çok önemseyen bir insanım. Dolayısıyla bu tür yapıda olan kişilerde kroner arter hastalığının daha fazla görüldüğünü bilmeme rağmen kendime yeterli özen göstermediğimi düşünüyorum.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Zaman bulursam düzensiz olarak kayağa gitmesini severim, tenis oynarım, bisiklete binerim.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Hiç keşke demem, önüme bakarım. Hepimiz hata yapabiliriz. Hatayı minimize etmek lazım. Her zaman önüme bakmış pozitif bir insanım. Ama olaylardan ders çıkarmaya gayret ederim.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Eşim pediatrik hematolog. Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesinde çalışıyor. İki tane çocuğum var. Çok mutlu bir aile hayatım var. Bunun gerçekten beni çok rahatlatan bir unsur olduğunu düşünüyorum. Ancak aileme gönlümce vakit ayıramadığımı düşünüyorum.

Teşekkürler.

Röportaj